26 Aralık 2011 Pazartesi

Bir Charles Bukowski vardı

Bir Charles Bukowski vardı...
Ondan çok şey öğrendiğim; Bukowski hayatıma girdi gireli dünyaya farklı açılardan bakmaya başladım. Yörüngelerimi değiştirdi. 
Keşke daha önce tanışsaydık seninle…
Yazardı bukowski. Yazmayı severdi. Başka işlerle uğraşıp, yazmadığı zamanlar da oldu ama o yine eski sevgilisine geri döndü.
Doyasıya yaşanılası bir dünyası olmadı, yeryüzüne zorunluluktan indiğini düşündü hep ve yaşamaya çalıştı özensizce.
Kötü bir çocukluk geçirdi, hor görüldü, hırpalandı. Bir babanın çocuğuna yapacakları bu ise, ben insan olmaktan huzursuzluk duyuyorum düşüncesiyle yaşamına devam etti. İnsanları hiç sevmedi. İnsanlar ona susamlı çubuk kraker gibi koktu hep.
Bir sözünde;
“İnsan olmak rezil bir şeydi; öyle çok şey vardı ki olup biten” dedi.
Yazılarının çoğunda hayatından kesitler bulabilirsiniz. Parça parçadır. Derindir. Umursamaz gibi davranır ama umurunda yazılar yazar.
Bukowski’nin kendini tam anlamıyla tanımladığını düşündüğüm, okumaktan keyif aldığım bir yazısında; “Beni tanıyan herkesin size söyleyeceği gibi, makbul biri değilim. Kötü adamı sevdim hep, kanunsuzu, hergeleyi. İyi işleri olan sinek kaydı traşlı, kravatlı tiplerden hoşlanmam. Ümitsiz adamları severim, dişleri kırık, usları kırık, yolları kırık adamları. İlgimi çekerler. Küçük sürpriz ve patlamalarla doludurlar. Adi kadınlardan da hoşlanırım; çorapları sarkmış, makyajları akmış, sarhoş ve küfürbaz kadınlardan. Azizlerden çok sapkınlar ilgilendiriyor beni. Serserilerin yanında rahatımdır, çünkü ben de serseriyim. Kanun sevmem, ahlak sevmem, din sevmem, kural sevmem. Toplumun beni şekillendirmesinden hoşlanmam.”
İsyankardır Bukowski, düzeni sevmez. Düzeni sevmediği içinde düzenli bir hayatı olmadı hiç. Sayısız kadınla sevişti. Aşık oldu, evlendi. 
Ama bir şeyi çok sevdi Bukowski.
Alkolü.
Alkol komasına girdi birçok kere. Ama hepsinin de üstesinden gelmeyi başardı.
Bukowski bir sözünde;
“Bira içmek için buradayız ve hayatlarımızı öyle yaşamalıyız ki ölüm bizi almaya geldiğinde titresin” derdi.
Bukowski özensiz hayatına 73 yaşında lösemi denilen illet bir hastalıkla veda etti.

Bir sonraki dünyada görüşmek üzere Bukowski…




14 Aralık 2011 Çarşamba

Kadınlar Tuvaletinde Neler Oluyor?

En çok merak edilenler ya da edilmeyenler listesinde yer alan kadınlar tuvaletinde neler oluyor? sorusunun yanıtını bu yazıda bulabilme imkanı bulan siz okurlar için hem gülebileceğiniz., güldürürken düşündürmeyen bir yazı olarak hafızalarda kalması dileğimle…

1. İhtimal;

Cinsiyet karışımı* bir grup yakın arkadaş bara gitmeye karar verirler… Eğlencenin çatı katına kadar ulaştığı saatlerde alkolün yararlı etkisi ile de göze kestirilen şahıslar ile saniyelik kimilerinde kesintisiz 30 dakika süren kesişmeler yaşanır. Sonrasında bu bir grup arkadaş aralarından üç bayan arkadaşımız tuvalete gitmek için sözleşirler. Aslında orada asıl amaç tuvalet denilen mahrem alanda görülecek ihtiyaçlardan çok, zihinlerde on dakikalık fısıldaşmalar kıvamına gelmiştir.. Tuvalete giriş işleminin gerçekleşmesi durumunda üç arkadaş üç aynanın karşısında ellerde çantalardan yeni çıkarılmış birkaç makyajik malzemeyle sohbetin odak noktasında buluverirler kendilerini… Birbirlerine kesişmeler yaşanan şahıslar hakkında bilgi verilerek elektrik alma durumlarını ruj sürerken ki hazla tekrardan yaşarlar. İşte aslında bu kadar basit bir olaydır.

2. İhtimal;

Bu sefer üç kızımız yalnız eğlenmeye gitmişlerdir, barda geçen gecenin bitimine doğru kaçınılmaz son da gerçekleşir. Ortamda göze kestirilmeden gerçekleşen karşı cins tanışmalar yaşanır. Samimiyetsiz bulunan muhabbetler bir hayli sıkıcı hal alırken, kızlarımızın her birinde birbirlerine karşı aniden gelişigüzel tiklemeler meydana gelir. Bu durumda tuvaletler tek çıkar yoldur. Burada rahatsız olma ihtimali dile getirilir sonrasında mekandan bir bahane ile tüymeye karar verilir ve gerçekten tüyülür.

3. İhtimal;

İhtimalimizin üçüncü aşamasında 3 kızımızdan biri o gece hastadır ve geceye katılamaz.. İki bayan cılız arkadaş yine aynı barda yine aynı masada yerini çoktan almış olmanın verdiği gerzek mutluluğu yaşarlar.. Oysa ki 3. kızımız gerçekten çok hastadır ama unutulmuştur.. O gece kızlarımızdan bir tanesinde tuvalete yalnız gitme fobisi baş gösterir.. O gece ne mi olur? Bütün gece birlikte tuvalete gidilip gelinir ama pek bir şey konuşulmaz.

4. İhtimal;

Kızlarımızdan hasta olanı artık iyileşmiş ve turp gibi olmuştur. Yine güzel bir cumartesi gecesi dışarıya çıkılır. Yalnız bir değişim yaşanmıştır ki içlerinden sadece bir kızımız siyah atlı prensini bulmuştur. O gece yanında değildir, siyah atlı prense muhtemelen de yalan söylenmiştir. Tesadüftür ki prensimiz o gece fazlaca arar. Bu gibi durumlarda tuvaletler can kurtaran gibidir.. Tuvalete girilir, telefon açılır ve müzik sesinin duyulacağına düşünen zeki kızımız sürekli sifon çekerek muhabbete sululuk katar.

5. İhtimal;

Üç kızımızın rutin eğlence akşamları durmaksızın devam eder. Yalnız o gece 4 kişilerdir. Siyah atlı prens de ordadır.. Alkolü sebepsiz yere fazla kızlarımızdan bir tanesinin istifrah etme çabaları diğer arkadaşının parmakları yoluyla çözüme kavuşur.

6. İhtimal;

Ergen iki karşı cins ya da aynı cinsin tensel uyum çalışmaları geceye renk katar..

7. İhtimal;

100 numara; Herkesin bildiği ihtimal.



Ayrıca merak edilenler:

Niye mi çantayla gidilir?

Ya makyaj tazelenecektir ya da orkid operasyonu başlayacaktır:)



*Bay ve bayandan oluşan eğlenceli arkadaşlık


13 Aralık 2011 Salı

3G Gerçeği

Teknoloji kesin olarak  hani iyi bir şey! Yok yok ya da kötü bir şey diyemeyeceğimiz, insan beynini bu çıkmaz çelişkilere sürükleyen garip bir dünya…

Peki nedir bu 3G teknolojisi?

3G Teknolojisi hayatımıza girdi gireli çok şey değişti. Teknoloji müdavimlerinin bulunmaz, teknoloji karşıtlarının bulunan fakat tenezzül edilemeyen hint kumaşı oldu.


*****


Neymiş efendim!

Görüntülü konuşacakmışız. Kim o rüyasından yeni uyanmış ergen kızın pörtlek gözlerine bakarak konuşmak ister di mi ?:)

Aaa!

Şehir hatları vapurundayken internete girip gazete okuyabilirmişiz. Vay güzel kokulu gazetelerin haline!

İşte bu çok komik..

Aile büyüklerine video ile bayram mesajı gönderebilirmişiz. Eğer bir gün yaşlanır da aile büyüğü olursak kaçımız böyle bir bayram mesajı isteriz ki?

Bunu hiç mi hiç tasvip etmiyorum..

İşten eve giderken, otobüste, dolmuşta, serviste televizyon seyredebilirmişiz. Peki dolmuş şoför koltuğuna da ayaklarımızı uzatıp geğirelim madem.

Bir de Oyuncu 3g

Cep telefonlarından her yerde karşılıklı oyun oynanabilecekmişiz. Yenildiğimde kafasına vurup, maymun taklidi yapmadığımız biri ile niye oyun oynayalım ki.


*****

Sözün kısası, bu 3g dedikleri teknoloji devrimine inanmayalım… Atalarımızın söylediklerini her yerde, her koşulda, ne olursa olsun kulağımızda bir küpe olarak ilelebet taşıyalım..


-Atalarımız ne demiş?

Açtırma kutuyu, söyletme kötüyü!

 

İşte size gerçek 3g

 

Göğüs Göbek Göt;))))))))))))





Bu Sabah Ne Oldu?

13.12.2011

Her gün bir önceki günden farksız yaşanır genelde. Birbirinin tekrarı şeylerden biz insanlar çabuk sıkılırız. Bazen enteresan şeyler olur hayatımızda. İşte bu günde benim için öyle bir gündü.
Her gün -Pazar hariç- saat 07:00 sularında uyanıyorum. 07:30 sularında da işe gitmek için evden çıkıyorum.
Bu sabahta her sabah gibi aynı saatte kalktım ve hazırlanıp çıkacaktım. Burnumu kapıdan dışarı uzatınca birden içim ürperdi. Hava oldukça soğuktu. Sıkı giyinmek lazımdı.
Kapının önünde her zaman gelişigüzel çıkardığım botlarım duruyordu. Botlarımı giymeye karar verdim. Elime aldım ayağıma geçirdim fakat ayakkabımı giyemedim. İçinde anlayamadığım bir şey vardı. Biraz düşününce dün ya da daha önceden ayakkabımı çıkarırken içinde babet çoraplarım kalmış olabileceği aklıma geldi. Ve elimi ayakkabının içine daldırdım. O yumuşak ve ipeksi şeyi elime alıp, dışarı çıkarmamla çığlıklar atıp ayakkabıdan uzaklaşmam bir oldu.

……………………..

Ayakkabımın içinden çıkan ölü bir fındık faresiydi.



Not: Kurgu değildir, yaşanmış bir hikayedir.:)

12 Aralık 2011 Pazartesi

Yazıyor Dergi 4. Sayı

RÜYA

“Stresli bir günün gecesi beynimde birçok düşünceyle uyuyakaldığımda; beni çok etkileyen ve –genelde unuturum – unutmadığım ender rüyalarımdan biridir.”

Evim ve çevresi muhteşem bir doğa ile iç içe. Ancak kartpostallarda görebileceğimiz enteresan bir manzarası var. Doğusunda deniz, batısında orman, kuzeyinde şelale, güneyinde ise büyük bir uçurum var.  Biraz hava almak için yürüyüşe çıkıyorum. Ayaklarım beni evin güney tarafına sürüklüyor. Uçurumun ucuna geliyorum ve metrelerce yükseklikten aşağıyı izliyorum. Tam o anda dengemi kaybederek aşağıya düşüyorum. Tepe üstü ve büyük bir hızla aşağı inerken kollarımı açıyorum, korkmuyorum ama, hissettiğim sadece heyecan…
Gözlerimi kapadığımda tüm hayatım gözlerimin önünde öylece akıveriyor.

Ana rahminden çıkıyorum,

İlk ağlayışım,
İlk adımlarım,
İlk an-ne deyişlerim,
İlkokula başlıyorum, ardından ortaokul lise ve üniversite.
İlk öpücüğüm,
İlk sevgilimin terk edişi,
Terk edenler, benim terkettiklerim,
Aldatılmalarım, aldattıklarım,
Başarılarım,
Başarısızlıklarım,
İlk işim ve ilk maaşım,

Ve sonrasında…

Hızla büyüyorum,
Aşık oluyorum,
Evleniyorum,
Bir oğlum oluyor,
İlk kez biri bana anne diye sesleniyor,
Yine ağlıyorum,
Olgunlaşıyorum,
Saçlarım beyazlaşıyor,
Yaşlanıyorum,
Ve 55 yaşında ölüyorum…

–Bitti–


Dipnot; Ve sonrasında kısmına kadar yaşadım. Gerisi bir muamma…

Gülser Erçel

9 Aralık 2011 Cuma

Akrepler dans eder mi?

Her yer, herkes oldukça sessizdi. 

Uçuşan şu şeyler de ne öyle?…

Tam olarak 13 saat 35 dakika 12 saniye 17 salise oldu haberini alamadığım…
Merak etmemeliyim. Sormamalıyım. Sorgulamamalıyım…

13 saat 40 dakika 55 saniye 20 salise oluyor…
Beynim uyuşmaya başlıyor. Sabah çay içmedim ondan mı acaba? Bir dilim peynir 5 zeytin birazda bal geçiştirdim öylesine.

13 saat 45 dakika 13 saniye 11 salise.
Yataktan çıkmak istemiyorum, ev de oldukça soğuk zaten. Uykum geliyor. Uykum geldi.

15 saat 10 dakika 46 saniye 55 salise.
Gözlerimi açar açmaz bir rüyadan uyandım. Hayvana benzeyen 4 ayaklı dev bir insan beni kovalıyordu. Tanrım bazen çok tuhaf ve komik rüyalar görebiliyorum. Ama onu göremiyorum.

15 saat 30 dakika 25 saniye 28 salise.
Hayatı öylece bırakmak dedikleri, benim zamanı takip etmediğim noktada mı başlıyordu acaba? Yine sorgulamaya başladım sanırım. İnsanın kendine soru sorması garip bir durum, cevap alamazsınız aldıklarınız da bildiklerinizdir zaten.

16 saat 5 dakika 36 saniye 59 salise.
Sabahtan kalma kahvaltıma devam ediyorum. Yine bir parça peynir, sayılı zeytin ve biraz da bal. Yerken, karşımda biri kahverengi güzel gözleri ile bana bakıyor, gülümsüyor ardından gülüyor. Daha önce kimse bana çok komik zeytin yediğim için gülmemişti. Ben de gülüyorum. Hem de çok gülüyorum. Sonra nereye gidiyor?  Kayboluyor. Yanaklarım ve gözlerim ıslanmaya başlıyor. Burnum akıyor.

16 saat 50 dakika 12 saniye 9 salise.
La vie en rose adlı parça çalıyor. Kimden dinlediğimi bilmezdim ama hep dans ederdim bu parçada.

17 saat 50 dakika 36 saniye 8 salise.
Yaklaşık bir saattir aynı müzik kulaklarımda. Düşünüyorum. Bekliyorum. Ne beklediğimi de biliyorum. Bir kapı zili ya da bir telefon. Aslında tek beklediğim bir ses. Onun sesi. Güzel değil ama o sesi…

18 saat 16 dakika 23 saniye 42 salise.
Immmm.. Dışarıdaki çocuk sesleri… Kulaklarımı daha kötüsü beynimi tırmalıyor. Gün geçtikçe huysuz biri olmaya başlıyorum galiba. Çocukları severdi. Ama kendine ait bir şey istemediğini söylerdi hep. Neden diye sormadım hiç. Susardık.

18 saat 36 dakika 31 saniye 46 salise.
Dışarıda biraz yağmur var. Özellikle yağmurlu havalarda çay içmeyi daha bir ayrı severim. Kendime bir bardak çay aldım, birde sigara yaktım. Bırakmıştım oysaki. Gözlerimin önüne 2 perdelik bir oyun geliyor şimdi, en sevdiğim sahne başlıyor. 2 kişilik başrolde kısa sahneler. Sevimli, komik, kaba dili ve tavırları beni büyülüyor. Ve daha bir yetenekli oluyorum 2. perde başladığında.

19 saat 14 dakika 27 saniye 39 salise.
Artık korkuyorum. O yok. Sesi yok. Haber yok. Ve sonucunda duyularım yok.

19 saat 35 dakika 56 saniye 5 salise.
Sokağa çıkıp biraz hava almalıyım.  Evin içi rutubet mi kokuyor ne? Önceleri güzel kokular gelirdi burnuma bu evde. Artık gelmiyor. O kokardı her yer. Yastıklar, duvarlar, kıyafetler… Ben dahi o kokardım. O kokuyor sanırdım ya da o kokuyor sanmak hoşuma giderdi.

20 saat 20 dakika  44 saniye 15 salise.
Dışarı çıkamadım. Zamanı kaçırıyorum. Uykum geliyor. Uykum geldi.

22 saat 2 dakika 36 saniye 52 salise.
Uyku her zaman ki gittiğim terapilerden daha iyi hissettirirdi kendimi bana. Bir süre hiçbir şey düşünmeden gözlerim kapalı nefes alırım sadece. Uyurken öldüğümü söylerdi o. Arada nabzıma bakardı. Yani ben uyurken öyle yaparmış. O söyledi.

23 saat 22 dakika 51 saniye 15 salise.
Ses yok. Koku yok. Her defasında onu ne çok özlediğimi söylüyorum evimdeki akreplere. Dinliyorlar, bakıyorlar, ama bir şey söylemiyorlar. Beni deli mi sanıyorlar onlarda?

Tam olarak 24 saat oldu haberini alamadığım…
Nerdesin? Gelmeyecek misin? Aman tanrım merak etmemeliydim, sormamalıydım, sorgulamamalıydım. Çünkü öyle söylemiştin giderken.

…..Akrepler dans etmeye başladılar. Çok komikler. Akrepler dans eder mi?....
 Yine beynim uyuşmaya başladı. Odamın tüm duvarları saatlerle döşeli. Zamanı takip edemiyorum artık. Seni bekliyorum. Beklerken de ölüyorum…   O. O. O.













7 Aralık 2011 Çarşamba

İnsan DÜNYASINDAKİ kedisel PARADİGMALAR

Miiiiiiiiiiiiiiiiiiiii…..


















Bir kedi olsaydım eğer bu dünyada...
Günün 20 saati uyusaydım, sadece dört saati yaşasaydım.  Geriye kalan dört saatin bir saatini bütün vücudumu yalayarak temizleseydim. 
Yaşama amacım, sadece karnımı doyurmak ve yemeğimi diğer kedi arkadaşlarımla paylaşmamak olsaydı.
Beni evinde barındıran kişiye karşı sadakatim sonsuz olsa ama bunu pek belli etmeseydim.
Canım isterse kendimi sevdirsem canım istemezse yanıma bile yaklaştırmasaydım.
Dışarı çıkmak istediğimde  bunu gözlerim ve garip miyavlamalarımla belli etseydim.
Dikkat çekmek istediğimde bir pati atıp geri çekilseydim.
Bu hayatta en sevdiğim şeylerden biri sinek avlamak olsaydı.

Çok mu nankör olmuş olurdum?